7 bin yıllık doğal ilacı Canan Karatay ilk kez paylaştı! Meğerse evlerde varmış bizler bilmiyormuşuz… 7 bin yıllık doğal ilacı Canan Karatay ilk kez paylaştı! Meğerse evlerde varmış bizler bilmiyormuşuz…

Fıkıh literatüründe önemli bir yere sahip olan Müellefe-i Kulûb terimi, Arapça kökenli olup, "yakınlaştırmak, birleştirmek, ısındırmak" anlamlarını taşır. Bu kavram, İslam'ın ilk dönemlerinde yaygın olarak kullanılmış ve günümüzde de önemini korumuştur.

Hz. Muhammed döneminde ve onun vefatından sonra İslam'ı benimsemesi umulan veya düşmanlıktan sakınılan kişilere yapılan maddi yardımları ifade eder. Bu politika, Hz. Muhammed'in liderliğinde sürdürülmüş ve Hz. Ebû Bekir tarafından da devam ettirilmiştir. Ancak, Hz. Ömer döneminde, İslam'ın güçlenmesiyle bu yardımların gereksiz hale geldiği düşünülmüş ve sonlandırılması kararı alınmıştır.

BİR KADINA NE HEDİYE VERİLİR?

Terim, "kulûb" yani kalplerin birleştirilmesiyle "gönüllerin ısındığı, yumuşadığı kişiler" anlamında kullanılmıştır. Bu kavram, İslam'ın ilk zamanlarında, İslam'a ve Müslümanlara yaklaşan, İslam'ı kabul eden veya düşmanlık göstermeyen kişilere yapılan maddi destekleri ifade eder.

FIKIH LİTERATÜRÜNDE MÜELLEFE-İ KULÛB VE GÜNÜMÜZ UYGULAMALARI

Fıkıh literatüründe, müellefe-i kulûb meselesi detaylı bir şekilde ele alınmış ve çeşitli mezheplerin görüşleri ortaya konmuştur. Günümüzde ise, bu kavramın zekâtın sekiz harcama kalemi arasında yer aldığı ve kesin bir hüküm olduğu kabul edilmektedir. Küveyt'te 1992 yılında düzenlenen toplantıda, müellefe-i kulûb fonunun kullanımıyla ilgili belirli prensipler ve amaçlar belirlenmiş ve bu doğrultuda hareket edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

İslam hukuku, zekât ve müellefe-i kulûb gibi kavramlar aracılığıyla toplumsal güvenlik ve dayanışmayı teşvik etmekte ve dinin yayılması için mali destek sağlama önemini vurgulamaktadır. Günümüzde de bu kavramlar, içtimaî ve siyasî dinamikler göz önünde bulundurularak uygulanmaya devam etmektedir.